Seçimin Yereli ve Geneli

0
425

Esin Muzbeg, 20.10.2017

Kosova Türk toplumu açısından yerel seçimin, genel seçimden daha önemli olduğunu söylersem, absürt bir söz söylememiş olurum ama bunun absürt olmadığına inandırmakta zorlanabilirim. Çünkü siyasetin başat aktörleri genel seçimlerde milletvekili olabilmek veya hiç değilse merkezde bir yere konumlanabilmek için mücadele ederken büyük gayretler sarf etmiş, yerel seçimler söz konusu olunca daha geride kalmıştı.

Bu apaçık kanıt bile genel seçimin daha önemli olduğunu gösteriyor ama ben hâlâ tersini iddia ediyorum.  Çünkü meseleye Türk toplumunun gözünden bakıyorum ve bizi temsil edecek siyasetçi profili açısından değil, temsil seviyesindeki ağırlığının gücü açısından değerlendiriyorum.

Genel seçimler söz konusu olduğunda Kosova Anayasasınca teminat altına alınmış ve Seçim Yasasıyla düzenlenmiş etnik topluluklara ayrılan kontenjanlar var ve bu kontenjanlardan Türk topluluğuna ayrılmış iki sandalye garanti halde bekliyor. 2000’li yıllardan bu yana düzenlenen tüm seçimlerde Türk topluluğunun aldığı toplam oylar 10.000’e zor ulaştığı hesaba katılırsa üçüncü milletvekilinin bu koşullar altında çıkma ihtimali matematiksel olarak imkânsız. O halde genel seçimlerde yapılan bütün yarış, zaten mevcut olan iki sandalyeye hangi siyasetçinin oturacağı üzerine kurulmuş oluyor. Yarış daha çok kişilerin yarışı. Yarış adayların yarışı. Türk toplumunun bireyleri, siyasetçilerine aşırı derecede küsüp hiç oy vermese, 20-30 yarışmacının arasında en çok oy alan iki kişi milletvekili seçilecek ve bu toplumu temsil edecek. Genel seçimdeki durum bu.

Yerel seçimde ise ayrılmış bir kontenjan söz konusu değil. “Ne kadar ekmek o kadar köfte” misali, ne kadar oy alırsan, ya iktidarda ya da muhalefette o kadar güçlüsün. Bu yüzden yerel seçimde tabanın siyasilere küsme lüksü yok. Küsmenin bedeli hayal kırıklığı olur. Bunu yazmamın nedeni, bu seçim kampanyası döneminde Türk toplumu adına siyaset yapanların, Türk toplumu seçmeninin başka zeminlere kayma kaygısı taşıdığını görmemden kaynaklanıyor. Tabanın haklı gerekçeleri olduğu gibi, siyasilerin de haklı kaygıları var.

Siyasetin tıkandığı doğru, toplumun bir kısır döngü içinde olduğu da doğru, genç, eğitimli, dinamik bir nüfusa sahip olduğumuz ve bu dinamik yapının yeni açılımlar yapmak istediği de doğru, üstelik işsizlik ve gelecek perspektifi olmayışının getirdiği negatif bir enerjiyi dışa vurarak patlatma isteğinin daha fazla tutulamaz olduğu da doğru. Bütün bu doğrular tabanın farklı arayışlar içine girmesine neden oluyor. Ama maalesef sorunların önemli bir kısmı kişisel değil, yapısal.  Bugün siyasetin içinde olan veya azıcık ucundan dolanan kim varsa, hepsini toparlayıp siyaset alanının dışına itsek ve siyaset alanını genç, eğitimli, dinamik nüfusla doldursak, hadi sadece gençlerle iş olmaz deyip yanına profesör ünvanlı danışmanlar da koysak, gene ilk seçimlerden sonra aynı sorunları yaşayacağız ve aynı tartışmaların içine gireceğiz. Çünkü sorunlar kişisel değil, yapısal.

Önümüzdeki günlerde, daha önce çeşitli platformlarda tartıştığımız Kosova’daki Türk siyasi partilerinin entegrasyonu konulu çalışmamızı paylaşacağız. Burada giremeyeceğim kadar detayı atlayarak şunu söylemeliyim: Kosova’daki siyasal ve seçim sistemi ve bu sistemi düzenleyen mevzuat etnik azınlıklara bir çerçeve çizip o çerçeve içinde mücadele etmesini gerekli ve hatta zorunlu hale getiriyor. Bu durum pozitif bir ayrımcılık olarak görülüyor ve bazen kazananı belirleyecek bir gücü elde ediyor. Ama kendi gettosuyla sınırlı olduğu için bir kısır döngüye sahip. Kısır döngüden de taban rahatsızlık duyuyor yayılmak istiyor ama siyasal çerçeve buna izin vermiyor. Kazananı belirleme gücü olan bir potansiyel içinde kısır döngüden tabanda oluşan rahatsızlığın farkına varan getto dışı güçler son seçimlerden itibaren getto içindeki bu gücün bölünebilir oluşunu fark etti. Ve “gel gel bu yana” mesajları çakmaya başladı. Yerelde ve de sahada siyaset yapanlar bu mesajlardan rahatsız.

Dönelim başa. Her siyasi kesimin, her seçmene ulaşma hakkı olduğu konusunda bir tereddüdümüz yok. Ama bütün siyasal sistemin etnik temelli bir yapılanması söz konusu olunca ve bir topluluğun gücü kendi “çöplüğünde” aldığı oyla hesaplandığında bu gücü yansıtabilmek için birlik olunması gerektiğini görmemek için kör olmak gerekir.

Türk topluluğunun birkaç dönemdir hükümette bir Bakanla temsil edilmesi tesadüf değildir. Başbakan başka tercih kullanabilir ve başka bir etnik topluluk mensubunu seçebilir ama her seçimden de Sırplardan sonraki etnik topluluklar arasında en fazla oy alan partinin KDTP olduğunu görmezden gelmememiz lazım. Belediye Başkan Yardımcılığı (veya Belediye Meclisi Başkan Yardımcılığı) için de bu durum geçerli. Prizren’deki Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerini KDTP’nin aldığı zamanlarda diğer etnik topluluklara göre KDTP’nin daha fazla oy aldığını bilmemiz lazım. Dolayısıyla birinci turda Türk topluluğu mensuplarının belediye başkanlığı konusunda adayı olan her belediyede, başka bir alternatifi düşünmesi Kosova’da çizilen siyasal realiteden uzak olduğu için seçim sonrasında vicdani bir hayal kırıklığı ile sonlanacaktır.

Gettodan çıkmak için mücadele etmek lazım. Ama bunun yapısal bir sorun olduğunu bilerek ve yapısal değişiklikler yaparak bu kısır döngüden kurtulabiliriz. Biriken negatif enerjiyi sandığa yansıtarak değil. Çünkü farklı kodlarla “artık değişim zamanı” diyen her siyasi oluşum bu negatif enerjiden beslenmeye hazır. Oysa biriken negatif enerjiyle iktidara gelen hiçbir güç, uzun vadede demokratik bir yönetim sergilememiştir. Etrafımıza bakarsak çok örnek buluruz.

LEAVE A REPLY