Paradigma Değişimi

0
165

Esin Muzbeg

Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi süreci sona doğru yaklaştıkça ilginç ve hatta korkunç bir hâl almaya başladı. Korkarım bu ilişkilerin normalleşmesi adına ortaya atılan çözüm önerileri, sorunları çözmekten çok, tüm Balkanlara yaymaya neden olacak. Bu analizde, sorun olarak öne sürülen konuların aslında bir sorun olmadığını, sadece milliyetçi iktidarların bunu sorun olarak algıladıklarını öne süreceğim. Çözümün ise toplumlara sınırlar koymakla değil, toplumlar ve insanlar arasında tüm sınırları kaldırmakla mümkün olacağını iddia edeceğim. Teknik meselelerin de devletlerarası müzakere ile çözümlenmesi gerektiğini belirtip bu konuda Avrupa’nın daha fazla gayretkeş olmasının zaruri olduğu üzerinde ısrar edeceğim.

Önce sorunu tespit edelim!

Aylarca, bölünme, sınırların değişimi, toprak değiş tokuşu, sınırların düzeltilmesi kavramları üzerinden yapılan tartışmalarda ortaya bir plan konmasa bile söylem esasında Kosova ile Sırbistan Cumhurbaşkanları arasında bir uzlaşı olduğunu gösterdi. Kamuoyunun henüz bilmediği konu ise bu uzlaşının, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine bir katkı mı getireceği yoksa Balkanlarda bir istikrarsızlığa mı sebep olacağı… Ama asıl mesele sanırım ilişkilerin normalleşmesi konusunda ‘sorun’ olarak görülen meseleye yaklaşım biçiminden kaynaklanıyor. Her iki Cumhurbaşkanının geçmişine bir göz attığımız zaman bunun toplumsal bir barış getirmekten uzak olacağını öngörebiliriz. Dolayısıyla burada yaşayan tüm toplumlar arası bir barış isteyicisi isek, milliyetçi bir hat çekerek sorunları çözmeye çalışan ve toplumun geri kalanını homojenleştirmek isteyen yaklaşımlara şiddetle ve gayretle karşı çıkmalıyız.

Öncelikle Kosova ile Sırbistan arasında sorunun ne olduğunu tespit edebilirsek, çözüm için de çaba sarf edebiliriz. Ama öyle görülüyor ki iki tarafın iktidarda olan yaklaşımı meseleyi bu boyutuyla tahlil etmiyor. Eğer sorun devlet bazında ve iki devlet arasında bir sorun ise, uluslararası toplumda üçüncü tarafların da desteği ile bir anlaşma neticesinde çözüme kavuşabilir. Kosova ile Sırbistan arasındaki müzakerelerde de bugüne kadar ilerleyen süreç bu yönde olmuştur. Ama eğer sorun toplumsal bazda görülüyor ise burada her devlet kendi içinde asgari müştereklerini bularak, her topluluğa da geniş haklar tanıyarak mevcut olan sorunlara bir çözüm getirir, bu çözümleri de devletlerarası anlaşmalarla garanti altına alabilir.

Ama maalesef milliyetçi çizgideki hakim iktidarlar sorunu toplumlar düzeyinde yani Arnavut ve Sırp halkları nezdinde görüyor ve bu iki toplum arasına bir hat çekmeye çalışıyor. Bunu yaparken, etnik sınırlara hat çekmekle bir başka deyişle etnik olarak homojen toplumlar yaratmaya çalışmakla sadece faşizan düzeydeki ideolojik yaklaşımlara hizmet ettiklerini gözden kaçırıyor. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı gibi bugün de etnik çizgiler çekerek ırki saf toplumlar yaratmak mümkün olmayacaktır.

Etnik grupların kullanacağı haklar bakımından, talepler doğrultusunda, bu meseleleri Kosova kendi içinde, Sırbistan da kendi içinde çözer ve başka ülkede kalan kendi soydaşları ile kültürel başta olmak üzere tüm alanlarda özel ilişkiler geliştirme hakkını saklı tutar. Hatta bu hakların kullanılmasında garantör ülke de olabilir.

Meseleye insan bağlamında baktığımız zaman Kosova ile Sırbistan arasında özellikle Kosovalı Sırplar için sorun teşkil eden bir meselenin olmadığını, olmaması gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü Sırpların haklarını koruyan azami mekanizmalar oluşmuş, hayatın doğal akışı içinde kendi etnik mensubiyeti nedeniyle bireylerin karşılaşabileceği sorunlar veya ayrımcılıklar münferit örnekler hariç ortadan kaldırılmıştır.   Ama sorunu, Arnavut ve Sırp milleti arasında gören ve meseleyi bu yönde tanımlayıp bu yönde çözmek isteyen yaklaşımlar, Balkanları barut fıçısına da dönüştürenler olmuştur. Arnavut ve Sırp milleti arasında, hakların kullanımı ve hayatın doğal akışı içerisinde ne bireysel ne de toplumsal olarak bir sorun vardır. Sorun siyasilerin iki millet arasında çizgi çizmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır.

Felaket senaryoları

Kosova ile Sırbistan arasında Avrupa Birliği’nin destekleyici rol üstlendiği müzakereleri devam ederken nihai çözüm olarak etnik sınırların çizilmeye önerilmesi felaket senaryolarını da gündeme taşıdı. Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, eğer Kosova ile Sırbistan bu konuda bir uzlaşmaya varırsa ve sınırların düzeltilmesi hususunda bir anlaşmaya varırsa bundan kimsenin korkmaması gerektiğini belirtti. Ancak burada korkulan konu Kosova ile Sırbistan arasında bir müzakerenin yapılışı, onun başarıyla sürdürülüşü ve nihayetinde anlaşmayla sonuçlanması değil, soruna ilişkin çözüm yaklaşımlarıdır. Çünkü etnik sınırlar esas alınarak sınırların düzeltilmesi veya ülkeler arası etnik hassasiyetler dikkate alınarak toprak değiş tokuşu yaklaşımı ülkeleri etnik temizlik zihniyetiyle dizayn ederek yeniden kurmaya çalışmaktır. Bu durum da etnik temizliğin anlaşmayla mı yoksa savaşla mı gerçekleştirileceği meselesini anlamsız kılıp, bu zihniyetin varlığını teyit etmektedir. Korkulan zihniyetin kendisidir.

Özetle söyleyecek olursak, korkulan iki ülke arasında nasıl bir anlaşmayla ilişkilerin normalleşeceği değil, zihniyetin etnik temizleyici zihniyet olmasıdır. Bu zihniyet son yüz küsur yıldan bu yana çeşitli biçimlerde vuku bulan çatışmalarda kendini göstermiş ve burada yaşayan halkların büyük bedeller ödemesine neden olmuştur.

ABD etnik temizliği destekleyebilir mi?

Etnik temeller çerçevesinde sınırların değişebileceğini Nisan ayında Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi dile getirdiğinden beri çeşitli platformlarda tartışılıyor. Bu görüşü destekleyen olduğu gibi, bunun Kosova’yla sınırlı kalmayıp Balkanlarda felaketlere neden olabileceğini de söyleyenler var. Konunun bir sınır değişimi değil, bir zihniyet anlayışı olduğu ise gözlerden kaçıyor. Peki Amerika Birleşik Devletleri etnik temizliğe yol açabilecek bir zihniyeti destekleyebilir mi?  Hiç mantıklı değil. Kendisi dünyanın envaiçeşit etnik grubundan göçmenlerin bu ülkeye gelişiyle kurulduğunu dikkate alırsak saçma olduğunu da söyleyebiliriz. Ama son yönetimin göçmen politikaları, özünü inkâr edecek bir nitelik aldı. Gene de çok etnik yapılı, çok dinli ve çok kültürlü bir Kosova’nın inşa edilmesi için harcanan bunca yıl, emek ve gayretten sonra milliyetçi bir çizgiyle ülkeyi homojenleştirmeye çalışmak, sadece Kosova’yı değil tüm Balkanları tehlikeye atan bir hamle olur. Ama maalesef bu zihniyetin temelinde Amerikan Kongre üyesi Dana Rohrabacher’ın, dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanı Tomislav Nikolic’e  gönderdiği bir mektup var.  Sırp medyası Şubat 2017’de ABD Kongre Üyesi Dana Rohrabacher’in, dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanı Tomislav Nikolic’e bir mektup göndererek Kosova ile Sırbistan arasında çözüm için toprak değiş tokuşunu önerdiği ve Mitroviça’nın kuzeyine karşılık Preşova vadisinin verilebileceğini söylediği, bu önerinin de dikkate alınması gerektiğini dile getirdiği belirtildi. Sırbistan Cumhurbaşkanlığı daha sonra böyle bir mektubun varlığını reddetti. Oysa ki Kongre Üyesi Dana Rohrabacher, Sırbistan Cumhurbaşkanı Tomislav Nikolic’e 31 Ocak 2017 tarihinde bir mektup göndermişti ve bu mektupta Sırbistan’ın talebi üzerine Fransa’da tutuklanan Ramush Haradinaj meselesini gündeme getirmiş, Sırbistan’ın provokatörce Mitrovica’nın kuzeyine milliyetçi sloganlarla göndermeye çalıştığı treni eleştirmiş ve toprak değiş tokuşu anlamına gelen veya öyle yorumlanmasına neden olan bir ifadeyle iki tarafın karşılıklı fayda sağlayacağı ve Sırbistan için daha fazla Sırp, Kosova için de daha fazla Kosovalıyla sonuçlanacağı kuzey sınırının değişmesi hususunu dile getirmişti.

Sınırların tabi ki hiçbir kutsiyeti yok ve bir savaşla olduğu gibi anlaşmayla da değişebilir. Ama etnik sınırlar çizmek güdüsüyle yapılan sınır değişikliği anlaşmasının Balkanlarda çatışmacı bir zihniyeti yeniden gündeme getirebileceği için tehlikeli bir söylem olarak görmek gerekiyor. Aynı Kongre üyesi Şubat 2017’de Arnavutluk’ta Vizion Plus TV’sine katıldığı bir programda Makedonya’nın bir devlet olmadığını ve bu ülkenin Arnavutluk ile Bulgaristan arasında paylaşılması gerektiğini söylemişti. Makedonya Dışişleri Bakanlığı bu açıklamayı itidal ile karşılamış ve ikileme yer vermeyecek biçimde ABD Dışişleri Bakanlığının bu tür iddialardan uzak durarak Makedonya ve Balkanlara ilişkin politikalarını geliştirmeye devam edeceğini dile getirmişti.

Bir anlaşma ile bu sınırlar da değişebilir ama etnik aidiyetler çerçevesinde coğrafyalara sınırlar çizerek faşistçe yaklaşımlarla değil…

Avrupa Birliği’nin Rolü

Avrupa Birliği liderleri her fırsatta Batı Balkanların geleceğinin Avrupa Birliğinde olduğunu ve bu gelecek için bir entegrasyon takvim sürecinin ilerlediğini söylüyor. Ancak Balkanlarda çözümlenmemiş bazı sorunlar için etnik temelli kışkırtmalar yeniden filizlenmeden Avrupa Birliği bu konuda daha kararlı ve hızlı hareket etmelidir. Etnik mensubiyet, kimliğin sadece bir parçasıdır. Kimine göre daha büyük bir parça, kimine göre daha küçük ve anlamsız bir parça. Kimlik ise etnisiteyi de içinde barındırmasına rağmen çok daha geniş öğelerden oluşmaktadır. Bir kişinin müzikal tercihi bile, ait olduğu dünyanın bir öğesini oluşturur ve sonuç itibariyle onun kimliğinin ve aidiyetinin bir parçasını teşkil eder. Bu yüzden Balkanlarda meselelere çözüm yaklaşımlarında sadece etnik bazlı yaklaşımların çatışmacı sonuçlar ürettiğini görmek, kimlik algısını daha bütünlükçü aidiyetler içinde aramak ve bulmak lazım gelir. Bu konuda da Avrupa Birliği’nin entegrasyon ve bölgeyi kapsayıcılık hususunda çok daha hızlı ve kararlı hareket etmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde kaynağı belirsiz veya kaynağı bu coğrafyadan uzak güçlerin manipülasyonuna maruz kalacaktır. Maruz kalan sadece Kosova, sadece Makedonya, sadece Bosna Hersek, sadece Sırbistan değil, Avrupa Birliğinin de kendisi olacaktır.

Çözüm Sınırlar Çizmekle Değil Kaldırmakla Mümkün Olur

Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için yapılan müzakereler ve gösterilen gayretler sadece etnik temelli al-ver ilişkisine dayandığı sürece bir çözümle sonuçlanamaz. Tıpkı Bosna Hersek’teki modelin bir çözüm üretmediği gibi. Daha önce iç içe yaşayan insanlar, bugün yan yana yaşamak zorunda bırakılıyor. Aynı çözüm modeli Kosova için de dayatılıyor ve üst akıllar Sırplarla Arnavutların beraberce yaşayamayacağına karar veriyor. Bugün beraberce yaşadıkları söylenemez ama yaşamamalarının nedeni 1980’lerden bu yana giderek yükselen ve savaşlarla sonuçlanan milliyetçi politikaların halen geçerli olması… Arnavutlar için devlet terörünün sembolü olan ve İkinci Dünya Savaşından sonra bu politikaları şiddetle uyguladığı için 1966 yılında tasfiye edilen Sırp istihbarat polis şefi Aleksandar Rankovic 20 Ağustos 1983 tarihinde öldüğü zaman onun cenaze törenine yüzbinlerce Sırp katılarak bu ruhu adeta yeniden canlandırdı.  24 Eylül 1986 tarihinde Sırp Bilimler Akademisi Kosova ile ilgili skandal nitelikteki Memorandumunu kabul ettiği zaman bunun basına sızması üzerine dönemin komünist iktidarı kınamış, ama milliyetçi odakların ruhu okşanmış ve yükselişe geçmişlerdi. 24-25 Nisan 1987 yılında Slobodan Milosevic, Kosova’yı ziyaret ettiğinde o meşhur “Sizi kimse dövemez” çıkışını yapmış ve azılı bir çetnik olan Miroslav Solevic’in senaryosunu uygulamıştı. Ve tarihler  3 Eylül 1987’yi gösterdiğinde Aziz Kelmendi orduda tezkere almak üzereyken cinnet geçirerek 4 askeri öldürdükten sonra intihar ettiği iddia edilmişti. Öldürülenlerden ikisi Boşnak, biri Hırvat biri de Sırp’tı. Sonradan olayın bir komplo olduğunun anlaşılmasına rağmen, öldürülen Sırp için düzenlenen cenaze törenine on binlerce kişi katılarak Kosova’daki Arnavut yönetimini protesto etmiş, Sırbistan’ı ise sonu kanlı bitecek olan milliyetçiliğin kucağına atmıştı.

Yugoslavya 1980’lerde başlayan milliyetçi politikalarla yıkıldı. Yüzbinlerce insan öldü ve onlarca sınır çizildi. Bugün gene onbinler veya yüzbinler ölüp yeni sınırlar çizilebilir ama çözüm üretilemez. Çünkü çözüm etnik mensubiyetler arasında sınırlar çizip ülkeler yaratmakta değil, ortak değerlerin paylaşıldığı kimlikler yaratmak ve sınırları kaldırmakta yatıyor. Belki hem Balkanlarda yaşayan tüm etnik grupların hem de burayı kendi hakimiyet alanı olarak gören Avrupa’nın bir paradigma değiştirmesinde fayda var. Çünkü bugüne kadarki yaklaşımlar bir çözüm üretemedi.

Son Yazılar Paradigma (Tüm yazılar)

LEAVE A REPLY