Konumlanma

0
584

Esin MUZBEG

Gerek Kosova’daki Türk toplumunun siyasi temsilcileri, gerekse Kosova kurumlarının seçilmiş ve atanmış siyasileri ve bürokratları Türk toplumunun, yeni Kosova toplumuna en iyi entegre olmuş etnik topluluklardan birini oluşturduğunu dile getirmektedirler. Bu tespit, Kosova’nın Anayasal düzeni çerçevesinde Türk toplumunun konumlanışı açısından doğru; etnik sınırlarını aşıp çoğunluğa karışma ve kendi çizdiği gettosundan çıkma açısından ise yanlıştır. Türk toplumunun, yeni Kosova toplumuna birinci entegrasyonundan sonra, ikincisinin de gerçekleşmesi önem arz etmektedir.

Malum, Kosova kendi devletini inşa etme sürecini sürdürüyor. Bu süreçte bir yandan devlet kurumları ve devletin işleyiş mekanizmaları oluşturulurken, diğer taraftan Kosova halkını oluşturan etnik topluluklar hem çoğunluk karşısında hem de birbirileriyle ilişkiler açısından yeniden konumlanıyor. Bu konumlanma sürecinin, etnik bir topluluğun kendi kimliğini sağlam temellere oturtup haklarını elde edebilmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Birkaç örnekle somutlaştırmya çalışalım:

1999’un yazında, Kosova’da artık Türkçe eğitim yapan sınıfların açılmayacağı propagandası yapılıyordu. Eylül ayına gelindiğinde, kısa bir gecikmeyle de olsa sınıflar açıldı. Ötekileştirmenin had safhada olduğu bu dönemi hatırlayan öğretmenler verilen mücadeleyi benden iyi bilir. Ama öğrencisiyle, velisiyle, öğretmeniyle, derneğiyle, siyasi iradesiyle Türk toplumu bu hakkı talep ettiğini dile getirdi ve aldı.

2001 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından sayımlar yapılıyordu. Türk toplumu, Türkçe formun sağlanmasını, Türk milli mensubiyetine kaydolma olarak algıladı. AGİT alakası yok diyordu; Türkçe isimlerin Türkçe’ye özgü karakterlerle yazılamayışını ‘sisteme’ bağlıyordu. Türk toplumu direndi, ü harfinin u; ö harfinin o olarak yazılmasını istemedi. Binbir ayrıntıyı atlayarak söyleyelim, Türk toplumunun sayımları boykot kararı netice verdi: Türkçe kazandı.

UNMIK’in ilk düzenlemelerinden biri Kosova’da resmi dillerin kullanımına ilişkindi ve bu resmi diller arasında Türkçe yoktu. Oysa Türk toplumu için Türkçe’nin resmiyeti kazanılmış bir haktı ve olmazsa olmazdı. Bazen cılız, bazen gür bir siyasi iradeyle ama daimi bir ilgiyle, sivil toplum kuruluşlarının duyarlılığıyla ve hatta seferberliğiyle, bireysel vatandaşların ısrarcı takipleriyle süreç izlendi ve Kosova’da Türkçe yasa ile düzenlendi.

Düzenlemelerin tatmin edici düzeyde olup olmadığına ilişkin sorunsal, bu tartışmanın bir parçası değil. Bu birkaç örneği Kosova Türklerinin, hangi haklara talip olduğunu, dolayısıyla kendini nasıl konumlandırdığını somutlaştırmak için ele aldık. Toplumun bu konulara olan duyarlılığı, Türk toplumunun ülkedeki çoğunluk karşısında konumlanışını dile getirmekteydi. Türkler, Türkçe eğitim istiyordu; kendi kimliklerinin resmi düzeyde temin edilmesini istiyordu; Türkçe’nin resmi dil olmasını istiyordu. Bu talepler, uluslararası insan hakları hukuku çerçevesinde tanımlanan ve azınlık haklarının temel prensiplerini oluşturan anadilin öğrenilmesi (veya ilköğretimde anadil eğitimi), kültürel farklılıklarını yaşatma, özgürce örgütlenme gibi temel hakların ötesinde bir standarttı. Türklerin bu üst standardı talep etmesi, Kosova’ya kaftan biçen Batılı yetkilileri de şaşırtmış, Türkçe’nin resmiyetine ilişkin müzakereler Ankara’ya kadar taşınmıştı. Türk toplumunun sivil ve siyasi temsilcilerinden oluşan bir heyet, UNMIK’in başı Bernard Kouchner’le birlikte, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’le görüşmek üzere Ankara’ya gitmiş, konu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e kadar çıkarılmıştı. Kosovalı Türkler, 2000 yılında sergiledikleri bu tutumla, Kosova kurumları daha oluşmamış iken Kosova’nın o dönemdeki en üst düzey uluslararası yetkilisi olan UNMIK Yöneticisi Kouchner’i Türklerin haklarını görüştürmek üzere Ankara’ya götürebilmişt. Kosovalı Türkler, bu hak taleplerindeki konumlanışı itibarıyla, uluslararası toplumun Kosova sorununa bakışının aksine (uluslararası toplum Kosova sorununu genelde Arnavut çoğunluk ve Sırp azınlık ekseninde değerlendirdi) yeni Kosova devletinde kurucu unsur olduklarını fiilen göstermişlerdi. Dolayısıyla bu yazının başında dile getirdiğimiz birinci savı, yani Türk toplumunun Kosova’nın Anayasal düzeni çerçevesindeki entegrasyonunu doğrulamış oldular.

Aradan geçen bunca yıldan sonra Kosovalı Türklerin, Kosova’nın Anayasal düzeni içerisinde tanımlanan ve sağlanan hakların yanı sıra toplum düzeyinde de entegrasyonunu sağlamasının zamanı çoktan geldi. Kosovalı Türkler, Kosova’nın vatandaşları olarak Kosova üniversitelerinde, kültür, sanat ve bilim kurumlarında, medyasında, sivil toplum kuruluşlarında temsil değil, kendi yerini almalıdır. Türk toplumunu temsilen değil, görevin liyakatı itibarıyla maliki olarak almalıdır. Bunun için yasal bir düzenlemeye ve hak talebi için mücadeleye gerek yok. Çalışmaya ve kendi çizdiğimiz sınırlarımızı (kendi sanal gettomuzu) aşmaya ihtiyaç var. O zaman ikinci entegrasyon sürecini de tamamlamış oluruz. Çünkü Kosova’daki çoğunluk toplumu da, 1999 – 2000’li yıllarda farklılıklara olan tahamülsüzlük dönemini atlatarak, evrildi ve yeniden konumlanmaya başladı. Bu yeniden yapılanma süreçlerini iyi okumak ve değerlendirmek gerek.

 

 

LEAVE A REPLY