“Batı Balkan Ülkelerinin Sorunu Ekonomik Kalkınmayla Çözülecektir”  

0
727

Paradigma: Kosova bağımsız bir ülke olarak birkaç yıldır acemilik dönemini aşmaya çalışıyor.  Genel gidişat ve balkanlarla ilgili Kosova’yı nasıl görüyorsunuz?

Erhan Türbedar: Balkanların kendisine baktığımız zaman adeta iki bölgenin iki yüzünü görüyoruz. Bir yüzü medyaya da yansıdığı şekilde, maalesef olumsuz haberlerle dolu. İkinci yüzü ise bölgenin yeni yaratılmış olan bir yüzüdür. Nedir bu olumsuz eski yüzü? Maalesef ikili ilişkilerde yaşanan sıkıntılar,  bir takım sınır sorunları, organize suçlar, yolsuzluklar ve buna benzer konular; zaman zaman da etnik milliyetçi konularıdır. Bunlar bölgenin bilinen yüzüdür. Günlük gazeteleri aldığınız zaman; sadece Kosova değil, bütün bölgenin gazetelerini inceleyin, sadece negatif şeyleri bulursunuz. Sanki pozitif hiçbir şey olmuyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor. Halbuki çok güzel ve son derece olumlu şeylerde yaşanıyor.

Bu bölgenin 90`lı yıllarda ciddi çatışmalardan savaşlardan geçtiğini göze aldığımız zaman nasıl kıyaslarsanız kıyaslayın 90`lı yıllara kıyasla daha olumlu bir gidişat görürsünüz.

İkincisi, eskiden bu coğrafya davranışlarıyla buraya yabancı askerleri çekti. Şimdi ise bir bölgesel düzeyde bölgenin ortak sesi olarak yabancı yatırımcıları çekmeye çalışarak çok büyük bir değişim göstermektedir. Bölgesel düzeyde o kadar çok etkinlikler yapılmaktadır ki değişik bakanlıklar sadece dışişleri bakanlığı değil ekonomiden sorumlu bakanlar ulaşımdan sorumlu bakanlar bir araya gelerek sektörel düzeyde ortak projeler düzenliyorlar. 90`lı yıllara göre bu coğrafyadaki yolları birbirinden ayrılmış ülkeler için büyük bir ivmedir. Dünyanın başka bölgelerinde zor görülen işbirliği kavramı bu bölgede kesişen yollar ile o kadar gelişti ki işbirliği yumağı oluşturuldu. Sadece ikili düzeyde bölgesel düzeyde değil kurumsal bazda sektörel düzeyde değişik ortak çalışmalar yürütülmektedir. Malesef bunlar medyada çok fazla yer almamaktadır.

Paradigma: Bir yönlendirme mi var yoksa bağımsız bir yayın politikası sürdürebiliyor mu bölgedeki gazeteler?

Erhan Türbedar: Bölgedeki gazetelerin durumuna bakarsak her gazetenin veya bir medya kuruluşunun arkasında siyasi bir parti vardır. Siyasi partinin sözcülüğünü yaparak okuduğunuz gazeteye bağlı olarak bir partinin konuya ilişkin duruşunu öğrenmiş olursunuz.

Ne var ki medya sektörü finansal açıdan yeterince güçlü değil. Durum bundan ibaret olunca siz kendi gündeminizi olumlu şeylerle çok fazla besleyemiyorsunuz. Bir şekilde olumsuz haberler daha çok tercih ediliyor ve onlar okunuyor diye de onlara yer vermek zorunda kalıyorsunuz.

Bana göre Balkanların son on beş yılda gelişmekte olan olumlu yüzü ağır basıyor. Bu olumlu yüzünün oluşması için bu bölgenin bütün ülkeleri ortak bir çaba sarf etmiştir. Ortak bir çaba sarf etmeseydiler bu duruma gelinemezdi.

Bu kapsamda Kosova’nın yeri nerede? Kosova maalesef uzun süre Sırbistan’ın vetosundan kaynaklanan hem bölgesel girişimler hem uluslararası girişimler dışındaydı. Ancak son yıllarda Kosova`nın da bölgesel düzeyde yapılan tüm girişimlerde yer alması için büyük çabalar sarf edildi ve şu anda Kosova eşit bir ortak olarak bütün bu etkinliklerde yer alıyor. Bu bölgede eğer olumlu bir gidişat istiyorsanız ortak projelerin başarılı olmasını istiyorsanız bütün bölgenin aktörleri işin içinde yer almak zorundadır. Birini dışarda tutarsanız sonuç alamazsınız. Bu anlamda bölge bunları çoktan aştı. Batı Balkanlar düzeyinde düşündüğünüz zaman ortak AB ve NATO üyeliği peşinde ortak bir şekilde gidilmektedir.

Paradigma: Mantalite olarak bunu aştı mı yoksa uluslararası aktörlerin bir Avrupa perspektifi NATO perspektifi sunduğu için mi bir araya gelme zorunda kalıyorlar? Yoksa mantalite olarak bu gerçekten aşıldı mı?

Erhan Türbedar: İlk başlarda tabi AB; Balkan ülkelerini bölgesel işbirliğine ve diyaloga çok fazla sürükledi ve zaman zaman bu ülkelerin liderleri sırf AB istiyor diye ortak girişimlerde birlikte yer aldılar. Durum bence tamamen değişti. Bugün kendi geleceklerini ortak çabalarla daha güvenceye alabileceklerini; kaldı ki ekonomik açıdan kendilerini kalkındırmak için bölgesel düzeyde çalıştığınız zaman daha çok netice alabileceklerini anlamış durumdalar. AB üyeliği artık arzu edilen bir şey. İlginçtir bütün coğrafyada değişen dozlar vardır. Mesela yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Kosova`da ve Arnavutluk’ta “AB iyi midir?” sorusuna  %80’den fazlalık bir oranda olumlu cevap verilmiştir. Sırbistan örneğinde ise %45`lere iniyor. Çifte standartlar uygulandığına inanıyorlar, çok fazla bekletiliyorlar, süreç yavaş ilerliyor ve bir soğuma var yoksa bu süreç hızlandırılsa kamuoyu düzeyinde de toparlanma olacağını düşünüyorum.

Siyasi partilere baktığımız zaman seçimlerde büyük bir değişimin olduğunu görürsünüz. Bakın yaklaşık on yıl öncesine dönelim, on yıl önce halk AB sözcülüğünü yapıyordu, ancak iktidarda AB karşıtı partiler de vardı. Durum şimdi değişti. AB’yi bütün iktidardaki partiler istiyor, halkta ise işte bir takım karamsarlıklar başladı. Çok fazla dışarda beklettikleri için bir takım çifte standartlar uygulandığı için AB`nin yeterince samimi yaklaşmadığına inanmaya başladılar. Ama yine seçim sonuçlarına bakıyorsunuz bugün Avrupa yanlısı partiler oy kazanıyor, onlar iktidar oluyor.

Radikal milliyetçi dediğimiz partiler 1990’lı yıllardaki dönemi aştı. İlk aşanlardan biri Hırvatistan’ın kendisidir. Hırvatistan Demokrat Birliği ki milliyetçi bir partidir, 1995`te toprak bütünlüğü ile ilgili sıkıntıları aştı ve Avrupa yanlısı NATO yanlısı bir görüş milliyetçi partilerde de ivme kazanmaya başladı. İşin ilginç tarafı Hırvatistan’ı AB ve NATO’ya sokan yine bu milliyetçi siyasi parti oldu. Bir dönüşüm yaşandı. Bu coğrafyanın tamamında milliyetçi partiler bir dönüşümden geçiyor. Ancak Hırvatistan örneğinde olduğu kadar hızlı olmuyor. Neden? Toprak bütünlüğüyle ilgili sıkıntılar yaşanıyor. Bu toprak bütünlüğü ile ilgili sıkıntılar muhtelif örneklerde var. Onlar milliyetçiliğin radikal bir çizgiye çıkmasını sağlıyor. Ancak ben şuna inanıyorum aşırı milliyetçi partiler artık marjinal bir unsur haline geldi. Hala bu bölgede insanların bir arada yaşamasına karşı çıkan bir takım görüşler vardır. Bunlar marjinal görüşlerdir. Büyük siyasi partiler ise işte bu dönüşüm sürecinden geçti, artık nerdeyse AB ve NATO sözcülüğü yapıyorlar. Sırbistan bunun istisnasını oluşturuyor. AB üyeliğini gerçekleştirmek için gereken reformları yapıyor; ancak NATO üyeliği hala dondurulmuş durumda. Bunun nedeni ise 1999 yılındaki NATO bombardımanının bıraktığı psikolojik etkileri başta olmak üzere Rusya’nın da buna karşı çıkmasıdır. Rusya’ya Kosova konusunda özellikle ihtiyaçları var. Ancak inanın Sırbistan’ın kendisi de NATO üyesi olmayı içten içe arzulamaktadır. NATO’nun değişik etkinliklerinde yer aldıklarına şahit oluyoruz. Ordusunun dönüşümünü yine bir takım NATO standartlarına göre yapıyor. Sırbistan için sorun olan bunca zaman NATO üyeliğine karşı çıktıktan sonra nasıl olur da şimdi tamamen NATO`ya bağlı bir söylemle ortaya çıkarım meselesi.

Eskiden NATO üyeliği AB üyeliğinin yazılı olmayan bir ön şartıydı. Bir ülke önce NATO üyesi olur, sonra AB üyeliğine alınır. Sırbistan örneğinde bu birazcık farklı olacak gibi görünüyor. Dediğim gibi sadece Sırbistan’da kalan o psikolojik bakış açısı değil, aynı zamanda Rusya`nın da bu coğrafyadaki etkisinden dolayı bu tür bir ikilem yaşanıyor. Rusya prensip olarak NATO’nun daha fazla genişlemesini görmek istemiyor ve mümkün olduğunca bunu engellemeye çalışıyor.

Aslında sorun şurada, AB 2003 yılında Selanik zirvesinde Batı Balkanlara kapılarını açık tutacağı sözünü verdi. Değişik zirvelerde bunu tekrarladı. Kural buydu;kim daha önce reformları yaparsa o daha önce AB`ye alınmış olacaktı. Maalesef AB’nin kendisi bu sözünde yeterince duramadı. Yıllardan beri AB krizden krize sürükleniyor. Anayasa kriziyle başlayan süreç mülteci krizi ile devam etti ve bu mülteci krizi aslında AB içinde bulunan gizli bölünmüşlükleri ortaya çıkardı. Batı Avrupa ile doğu Avrupa’nın hala bölünmüş olduğunu gözler önünde serdi. Aslında AB kendisinin geleceğini sorguladığı bir dönemden geçiyor. Böyle olunca Batı Balkanların AB’ye katılım süreci ikinci ya da üçüncü plana iteklenmiş oldu. Genişleme süreci şu an askıda, fakat bu AB’nin Batı Balkanlara kapılarını kapattığı anlamını taşımıyor.

AB üyesi birçok ülke ve siyasi partileri genişlemeye karşı çıkıyor. Avrupa’nın içinde milliyetçi, ırkçı partilerin çok fena bir yükseliş içinde olduklarını görüyoruz. Avrupa’nın geleceği açısından korkutucu bir eğilim bu. Liderlere soracak olursanız batılı ülkelerin hepsi genişlemeden yanadır, ancak halk artık genişlemeyi istemiyor. Almanya’yı düşünün; Alman halkını.  Balkanların AB’ye alınmasını mantıklı olduğunu ve getireceği faydayı halka anlatmaları gerekir.  Mesela Yunanistan’a bakıyorsunuz. Halk, ülkenin ekonomik iflas sürecinden kurtulmasının dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Avro sahası ciddi krizlerden geçti yıllarca ve hala da tamamen kurtulmuş değil. Sorun bundan kaynaklanıyor. AB kapısı Batı Balkanlara tamamen açık olduğu dönemde bütün Balkan liderleri, hem kendi aralarındaki ilişkilerde hem de bölgesel düzeydeki oluşumlarda çok daha samimiydi. Ne zaman AB üyeliği daha sıkıntılı hale gelmeye başladı ki asıl sıkıntı bu yılın ocak ayından başladı, o zaman ikili ilişkilerde de bir takım sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı.

Kişisel izlenimim, galiba bölge liderleri buna sevindi. Çünkü AB üyeliğini sıkı bir şekilde irdeledikleri dönemde AB lügatini, davranışlarını kullanmak ve sergilemek zorundaydılar. Şimdi kendilerini daha rahat hissediyorlar.

Paradigma: Peki Kosova’nın AB perspektifini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bilindiği üzere İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzalandı. Yolsuzlukla mücadele başta olmak üzere, sınır çizimi, hukukun üstünlüğü gibi bazı kriterler yerine getirilmeye çalışılıyor. Kosova’nın AB’ye ve diğer uluslararası kuruluşlara katılım sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erhan Türbedar: Kosova hem iç alanda hem de dış alanda bir takım meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Bağımsızlık ilanından sonra,  hatta daha önceden, 1990’dan bu yana iç planda Kosova ekonomisini toparlama, devletleşme sürecini tamamlama,  gerekli kurumları inşa etme, güçlendirme konuları ile çabalamak zorunda kaldı.  Kosova’nın kurumsal yapısı şu an tamamlandı mı, tamamlandı. Ancak ekonomik sorunlar maalesef ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Halkın tercihlerini artık ekonomik konular belirlemeye başladı. Hangi iktidar ekonomi alanında daha başarılı olduğunu ispatlarsa, gelecekte daha çok oy alabileceği kanısındayım. Dolayısıyla iç alanda bence her ne kadar Kosova’nın kuzeyi ile ilgili sıkıntılar devam ediyor ise de, bence ekonomik konulara odaklanıldığı zaman her şeyi çözmek daha kolay olacaktır.

Dış alanda ise durum daha farklıydı. Kosova bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Kosova’nın bağımsızlığının tanınması süreci başladı. Şu an 110 üzerinde ülke Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı. Kosova artık BM üyesi olarak tanınmamış ise de, uluslararası sistemde bir aktördür. Bu 110 üzerindeki devletin tanıması harika bir rakamdır. İstisnalar hariç, Batılı ülkelerin tamamı Kosova’yı tanıdı. Kosova coğrafi olarak Avrupa’da yer alan bir ülkedir. Dolayısıyla batılı ülkelerin Kosova’yı desteklemesi son derece önemlidir.  Kosova’nın girdiği bu yoldan geri dönüşü yoktur.

Paradigma: Ortak bir AB geleceği mi gözüküyor o zaman?

Erhan Türbedar: Normalde hangi ülke şartları daha uygun hale getirirse daha hızlı AB üyesi olur. Bu söylem Karadağ için de geçerli olacaktır. Şu an görünen aşamada Karadağ muhtemelen yeni bir genişleme dalgası olursa bu genişleme dalgasının ilk ülkesi Karadağ olacaktır. Geri kalan ülkeler bence paket şeklinde alınacaktır. Bu paket içinde sadece Kosova ve Sırbistan değil Makedonya, Arnavutluk ve Bosna Hersek’te yer alacaktır. Bosna içinde her ne kadar sıkıntılar yaşasa da dışarda bırakılması imkansızdır.

Paradigma: Bu ülkelerden biri daha önce AB’ye dahil olursu diğerler ülkelerin AB’ye katılımını engeller mi, yani veto hakkını kullanırlar mı?

Erhan Türbedar: Kesinlikle kullanırlar. Bunu değişik örneklerde gördük zaten. Her ne kadar kullanmayacakları yönde açıklamalarda bulunsalar da, zamanı gelince kullanırlar. Mesela Slovenya; Hırvatistan`a karşı bunu açık bir şekilde yaptı. Hırvatistan’la olan sınır sorunlarını çözmek için AB üyeliğini kullandı. AB kendi üye ülkesini destekler, bu kuraldır. Henüz üye olmayan ülke dezavantajlı durumdadır her zaman. Slovenler Hırvatistan`da yaşadıkları deniz kıyısı sorununu AB üyeliğini kullanarak çözdüler.

Yunanistan örneğinde de baktığın zaman AB’yi AB yapan sosyal demokrat değerler, insan hakları ve saire. Ama Yunanistan’ın içinde 1982`den beri bazı azınlık haklarının ihlal edildiği aşikar iken AB bunu görmezden geldi. Eskiden AB üyesi olmak için mesela 10 kural vardı. 10 müzakere faslı vardı, şimdi 35 fasıl vardır. Sürekli artırıyorlar ve sürekli zorlaştırıyorlar.

Paradigma: İdeal olmasa da şu ana kadar oluşturulan en iyi sistemin AB sistemi olduğu konusunda her halde benimle hemfikirsiniz. Uluslararası sistemde farklı örgütlenmeler, işbirliği ortamları var. Ancak hukukun üstünlüğü, sosyal demokrat değerleri içinde barındıran en iyi sistemi AB oluşturmuş durumda. Sizce bölge ülkelerinin, AB dışında bir alternatifi var mı?

Erhan Türbedar: Bu bölge, coğrafi olarak Avrupa kıtasında bulunuyor. AB ve NATO ülkeleri ile çevrelenmiş vaziyettedir.  Bu bölgeyi, NATO ve AB’den ayrı tutamazsınız. Bölgenin bu kuruluşlara üyeliği son derece doğaldır. Siz bu coğrafyaya üçüncü ülkelerle ilişkileri geliştirmeyi yasaklayamazsınız. Batıda benim onaylamadığım bir zihniyet var, Türkler burada yatırım yapmasın, Ruslar burada yatırım yapmazsın, Çin burada yatırım yapmasın diyorlar. Peki, kim yapacak? AB kendisi yatırım yapmıyor. Bu bölgenin acil sorunlarından biri ekonomi kalkınma sorunlarıdır. Bu insanların karnı milliyetçi söylemlerle doymuyor. O konular bitti, insanlar iş, istihdam ve normal bir yaşam istiyor.

Birçok farklı söylemler var, fakat bu bölgenin geleceği NATO ve AB üyeliğidir. Ayrıca bütün bölge ülkelerinin AB dışındaki üçüncü ülkelerle ilişkilerini geliştirme hakkı kesinlikle olmalıdır.

Paradigma: Çizdiğimiz bu tabloda ve Balkan ülkeleri ile olan ilişkilerinde Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?

Erhan Türbedar: Türkiye daima bu coğrafyanın bir dostudur. Türkiye’nin, bölgedeki bazı basın organlarında zaman zaman eleştirildiğini görüyoruz. Bu coğrafya Türkiye’yi, Türk insanını tanımıyor. Bu coğrafyada Türkiye üzerine ciddi çalışmalar yapmış Türkiye’yi anlamaya çalışmış insan sayısı azdır. Bilmeden tanımadan medyada çıkan haberlerle konuşmaktalar. Türkiye bu coğrafyanın dostudur. Bölge ülkelerinin NATO ve AB üyeliğini de destekler. Her ne kadar Türkiye`nin AB üyeliği konusu bir muamma olsa da, desteklemeye devam etmektedir. Ankara Rusya’nın yaptığı gibi süreci baltalamamaktadır. Bu coğrafyanın istikrarı ve geleceği açısından AB ve NATO üyesi olması gerektiğinin farkındadır ve bunu desteklemektedir. Maalesef Türkiye burada koparılan yaygaranın tam tersine bölgede yeterince varlığını göstermiyor.

Bir Avusturyalı diplomat zamanında bana  “bizim komple dış politikamız Batı Balkanlara dayalıdır. Başka bir dış politikamız yoktur. Bizimle ilgili hiç kimse bir şey söylemiyor. Siz bir konferans yapıyorsunuz Türkiye olarak; herkes konuşuyor” demişti.

Türkiye şu anda ciddi iç sorunlarıyla enerjisini harcıyor. Türkiye’nin etrafı dünyanın gündemini belirleyen çok ciddi sorunlarla doludur. Türkiye sayısı 4 milyonu geçen göçmenlere odaklanmış vaziyette ve enerjisini bunlara harcıyor. Balkanlar bir şekilde ikinci planda kalıyor.

Türkiye’de Balkanlar şu anda medya konusu değil. Bu bölgede istikrarsızlık var olduğu sürece 90lı yıllarda Türkiye üniversitelerinde de Balkanlara yönelik lisans, doktora tezleri yazıldı. İstikrarlı hale gelmeye başladığında Balkanlar tez konusu olmaktan çıktı. Balkanlar Türkiye’de gündem maddesi değil artık. Ancak Türkiye burada elbette bir şekilde varlığını sürdürecektir. Türkiye’nin değişik kurumları var, bu coğrafyada etkinliklerini sürdürüyorlar. Türkiye’de doğal bir Balkan lobisi vardır. Yıllarca göçler yaşandı Türkiye’ye bu coğrafyadan. Burada ne zaman bir istikrarsızlık olsa o doğal Balkan lobisi devreye giriyor. Dernekler, gazeteciler, diplomatlar,  generaller, bakanlar üzerinden sistem kendiliğinden alevleniyor. İktidarda kim olursa olsun, toplumun tabanından gelen bu doğal lobi hükümeti harekete geçiriyor. Balkanlar şükür ki bir istikrara kavuştu. Türkiye buralarda son yıllarda bir çeşit ekonomi diplomasi yürütüyor. Temele indiğimiz zaman bunu görüyoruz. Üst düzey ziyaretçiler bu bölgeye geldiği zaman beraberinde yüz iş adamı da getiriyorlar. Ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi üzerinden yürütülen bir siyaset yapıyorlar. Ki bu çok olumlu bir yöntemdir. Ekonomi her şeyin belirleyicisidir.

Bölge ülkeleri dahil olmak istedikleri AB’yi örnek alabilirler.  AB ülkeleri ekonomik olarak kendi aralarında bütünleşmeye gittiler, sonra buna istinaden ortak kurumlar kurdular, sonra bu ortak kurumları yönetmek için siyasi olarak daha çok bütünleştiler ve bu sistem böyle gittikçe aralarında daha çok kenetlendiler. AB denen bir siyasi birlik ortaya çıktı. Bu coğrafyada hiç kimse alternatif bir siyasi birlik kurmak istemiyor. Ancak ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi suretiyle ikili ilişkileri ikili sorunları da çözmenin daha kolay olabileceğini düşünüyorum.

Yine tekrarlıyorum. Çok şükür ki Balkanlar artık 90’larda yer aldığı şekliyle haberlerde yer almıyor. Yüksek oranda bir istikrarın varlığı söz konusudur. Şimdi yapılması gereken, daha çok bölgesel işbirliği ve ekonomik sorunların ortadan kaldırılmasıdır.

 

Son Yazılar Paradigma (Tüm yazılar)

LEAVE A REPLY