Avrupa Birliği’nden Yeni Adımlar

0
107

Furkan Fuşa

Bulunduğumuz bölgenin en önemli ve istikrarlı birliklerinden biri olan Avrupa Birliğinde (AB) son dönemlerde alınan karar ve atılan adımlarda bizleri yakından ilgilendiriyor. İlk olarak Batı Balkanların tek vize serbestisine sahip olmayan ülkesi Kosova için Avrupa Parlamentosu’nun verdiği karara değinmek gerekir. Avrupa Parlamentosu Kosova vatandaşlarının AB ülkelerine “Vizesiz seyahat edebilmesini öngören tasarıyı” onayladı. Sanırım beklenen adımlardan biriydi. Ama beklenilir olması sevindirici olmasının önüne geçmeyecektir tabi. Avrupa Parlamentosu’nun “LIBE” (Sivil Haklar, Hukuk ve İçişleri Konular) Komitesi vize serbestisi konusunda Kosova’ya ilk yeşil ışık yakan komite oldu. 10 ret ve 2 çekimser oya karşılık, 30 olumlu oy ile tasarı kabul edildi. Kosova kamuoyunda oluşan “yıl sonuna kadar vize serbestisine hak kazanılacak” inancı da diri tutulmuş oldu.

Türkiye ve AB’nin yeniden diyalog sürecine girmesi ise atılan adımlarda bizleri ilgilendiren bir başka önemli konu. Bildiğiniz gibi uzun müzakere ve anlaşmazlıklar ilişkilerin ağır ve mesafeli şekilde ilerlemesine neden olmuştu. Türkiye’nin ABD ile yaşadığı son gerilimin ardından, Türkiye-AB ilişkileri bulunduğu raftan tekrar indirildi. Özellikle Amerikan Başkanı Donald Trump’ın Türkiye aleyhindeki ifadeleri, ABD’nin açıkladığı yaptırımlara karşı, AB’nin önemli ülkeleri olan Almanya, Fransa ve İtalya’dan destek açıklamaları gelmişti. Diyalog sürecinin tekrar canlanma gösterdiği bu günlerde, ileride Türkiye’nin atacağı adımlar ve izleyeceği politikalarda AB ile uyumlu bir çizgide ilerleyeceği beklentileri yüksek. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, daha güçlü ve tutarlı bir stratejik ortaklığa dikkat çekmişti. İlişkilerin tekrar ivme kazanmaya başladığı bu dönemde, üyelik süreci tartışmalarından çok, bu dönemde ekonomik ve stratejik işbirliği ‘öncelikli gündem başlığı’ olarak karşımıza çıkacak gibi.

Yemen’de Neler Oluyor?

Yemen, 2015 yılından bu yana iç savaşın vahşetini en korkunç şekilde gösterdiği bir ülke. Savaşın köklerini Arap baharına dayandırmak, halkın Ali Abdullah Salih rejimine karşı ayaklanmalarına kadar götürmek mümkün. Tabii bunlara ek olarak mezhepsel ayrılıklar da çok büyük bir paya sahip, belki de en baştaki neden! Şu an görülen tabloda ise Yemen üzerinde Suudi Arabistan ve İran’ın, kendine yakın yerel güçleri kullanarak Yemen üzerinde kontrol sağlamaya çalıştığı. Eski tecrübeler dikkate alındığında ise herhangi birinin bölgeye tek başına hakim olmasının ülkeye kalıcı bir çözümü getirmeyeceği aşikar. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da getirmediği gibi…

Çatışmaların en çok hasar verdiği ve bilançonun en ağır şekliyle gözler önüne serildiği kesim de yine büyük halk kitleleri ve şüphesiz durumdan bihaber olan çocuklar. Yemen petrol ve doğalgaz (bölge ülkelerine kıyasla) bakımından zengin olmasa da, stratejik konumu ülkeyi önemli kılıyor. 27 milyonluk nüfusa sahip olan ülkenin 18 milyon yurttaşı insani yardıma ve himaye edilmeye muhtaç. 3 milyondan fazla kişi de yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmış durumda. Son günlerde “son dakikalarda” rastlamışsınızdır, intihar saldırıları, bombalamalar, çatışmalar ve ölenler; kısacası krizin devam etmesine sebep olan her şey hala yaşanmaya devam ediyor. Kim haklı, kim haksız, ne kadar stratejik ne kadar değil hepsi ayrı bir tartışma konusu ama tartışma konusu olmayan tek şey insani dramın varlığı. Geçtiğimiz aylarda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres yaptığı bir konuşmada, “Yemen’de her 10 dakikada 5 yaş altı bir çocuk önlenebilir nedenlerden dolayı ölüyor” ifadelerine yer vermişti. Bu bağlamda “önlenebilir nedenler” olması ve önlenememesi sağduyuya sahip her bir insanın vicdanını sızlatan nedenlerin en tepesinde. İnsana saygı, hoşgörü ve evrensel barış duygularımızı geliştirmediğimiz sürece insani dramın bugünkü ismi Yemen, yarın bir başka ülkede veya bölgede vücut bulması kaçınılmaz olacaktır.

Son Yazılar Paradigma (Tüm yazılar)

LEAVE A REPLY