2019 yılına girerken Kosova

0
428

Esin MUZBEG

Kosova 2019 yılına hem ekonomik, hem stratejik hem de Avrupa yol haritası açısından çeşitli zorlukların meydan okumalarına karşı karşıya kalarak girecek. Bu meydan okumaların bir kısmı kendi iç dinamiklerinden kaynaklanıyor ama statükonun değişmesi yönünde tercihen belirlediği veya belirlemek zorunda olduğu durumlar da var. Mesela Sırbistan ile Avrupa Birliği’nin kolaylaştırıcı rol üstlendiği ve nihai bir anlaşmayı hedefleyen müzakereler kademe kademe ilerlerken bunun bir çıkmaza girmesi ve ilişkilerin kısa süre içinde gerginleşerek kopma noktasına gelmesi bir tesadüf değil; tam aksine bilinçli bir tercih. Bunun ekonomiye, stratejik konumlanmalara ve Avrupa entegrasyonları yönündeki süreçlere kazanımlarının ve maliyetlerinin ne olacağı muhakkak ki hesaplanmıştır. Ya da Başbakan Ramush Haradinaj’ın 16 Nisan 2018 tarihinde bir Sırp kanalına verdiği röportajda olduğu gibi bu hesaplamalar Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) dış politika yöneticilerine havale edilmiştir. Çünkü Başbakan Haradinaj, Kosova’nın büyük meseleler olan dünya siyasetinde bir dış politikasının olmadığını, Kosova’nın bir kulübe üye olduğunu ve bunun başını ABD’nin çektiğini açıkça söylemişti.

Kosova neden bir paradigma değişikliğine gidiyor?

Kosova’nın gerçekten bir paradigma değişikliğine gidip gitmediği tartışılabilir. Ama statükonun devam etmesini istemediği açık. Bu da paradigma değişikliğini gerektiriyor. Bunu Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, çeşitli vesilelerle gündeme getirdi. Toprak değiş tokuşu olarak algılan Thaçi’nin söylemleri, kendi nezdinde sınırların düzeltilmesi olarak ifade edildi. Ancak bunun gerçekleşebilirliği Kosova’daki diğer politik aktörlerde pek karşılık bulmadı. Ancak bulmamasına rağmen ajanda bu yönde ilerliyor. Sınırların düzeltilmesi söylemi büyük bir paradigma değişikliğini ifade etmiyor kuşkusuz ama statükonun bu şekilde devam edemeyeceği ve Sırbistan ile Kosova arasında çatışma eksenlerini çözecek tarihi bir anlaşmanın zorunlu olduğunun dile getirilmesi daha detaylı bir incelemeyi hak ediyor. Bu Sırplar için büyük Sırbistan, Arnavutlar için Büyük Arnavutluk, Bosna Hersek için ise küçülmüş bir devlet olmayı ifade edebilir.

Bu söylem geçen yazımızda da ifade ettiğimiz üzere ABD Kongre Üyesi Dana Rohbarcher’in dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanına 31 Ocak 2017 tarihinde ilettiği mektubunda var. Mektupta yer alan ifadeler arasında “Sırbistan için daha fazla Sırp, Kosova için ise daha fazla Kosovalı anlamına gelen ve her iki taraf için yararlı olan kuzey sınırı üzerine düşünülebileceğini ve bunun yabana atılacak bir ihtimal olmadığına” dair ifadeler mevcut. Bu söylem etnik sınırlar üzerinden toprak paylaşımını öngörüyor. İşin korkunç tarafı Bosna Sırp Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı, şimdiki Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi Milorad Dodik başta olmak üzere birçok radikal milliyetçi Sırp benzeri çözümleri öneriyor. Bu Avrupa Birliği’nin bakış açısıyla uyumlu değil ama her zaman pragmatik politikalar üretmiş ve uygulamış olan ABD için bir seçenek olabilir. Keza Rusya için de… Bu perspektiften baktığımız zaman ABD ile Rusya’nın; Thaçi ile Vuçiç’inistedikleri paralellik arz ediyor.

Avrupa Birliği’nin ajandası takip edilseydi, Kosova ile Sırbistan arasında diyalog devam eder, Kosova kendi ordusunu (en azından şimdilik) kurmaz, vize serbestisi ve benzeri destekleyici politikalar ile Avrupa entegrasyonlarına devam eder, bunu yaparken kendi iç entegrasyonlarını (özellikle Kosovalı Sırpların Kosova kurumlarına entegrasyonunu) tamamlamaya çalışır, nihai bir anlaşma ile Avrupa ailesine katılmayı hedeflerdi. Aynı süreç, benzeri koşullarda Sırbistan için de geçerli olurdu. Ancak bu durum Kosova için statükonun devamı anlamına geliyor.

Statükonun değişmesi yönünde atılan adımlar ise masaya tekrar dönüldüğünde farklı kartların açılmasını öngörüyor. Kosova bir yandan Sırbistan ile müzakere ederken, aynı zamanda “Biz ordu kuruyoruz” deme şansına sahip değildi. Kosova hem iç, hem dış dinamikler çerçevesinde gerginleşen ilişkilerle diyalogu durma noktasına getirip, Ordulaşma sürecini tamamladı. Yarın masaya oturulduğu zaman “Artık bir Ordumuz var” diyebilecek. Bu ordu sembolik veya fiili birçok başka gelişmeyi de tetikleyebilecek. Bu durum Kosova tarafında ilerlerken, Kosovalı Sırpların da bir başıbozukluk yapmasına kapı araladığını unutmamak lazım.

Ordulaşmanın stratejik hamlesi ne? Kimin için atıldı?

Her ülke gibi Kosova’nın da kuşkusuz ki kendi egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyacak bir güce sahip olması yadırganamaz. Kaldı ki Kosova’daki NATO gücü fiilen bunu yapıyor. Dolayısıyla Ordu kurma durumu Kosova için büyük bir aciliyet arz etmiyordu. Çünkü NATO güçleri bu misyonuüstlenmişken, üstelik NATO’nun bu misyonundan vazgeçme gibi bir seçeneği gündemde yokken, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini korumak için ordunun aciliyetini başka gerekçelerde aramak lazım.

Rusya’nın resmi olarak Sırbistan’da hiçbir üssü bulunmuyor. Ama gizli üsleri olduğu iddia ediliyor. Mesela Niş’teki Rus-Sırp İnsani Merkezi, doğal afetlere veya yangın gibi olağanüstü durumlara müdahale etmek üzere kurulmuş bir merkez olarak görev yapıyor. Rus askerleri, Sırbistan sele kapılırsa veya ormanları yanarsa kurtarmak için bekliyor. Rusya’nın Bosna Sırp Cumhuriyetinde de bir üssü bulunmuyor. Ama gene iddialara göre Milorad Dodik ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yapılan gizli bir anlaşmayla Rusya, Bosna Sırp Cumhuriyetinde biri Banja Luka yakınları, diğerleri de Sokolacve Trebinje olmak üzere toplamda üç üs kuracak. Rusya bu üsleri kurma kararını, ABD’nin Brçko’da üs kuracağının iddia edilmesi üzerine aldığı belirtiliyor.

NATO’nun eski Rus hinterlandına doğru genişlemesi ve sınırlarına dayanması Rusya’yı tedirgin ediyor. Rusya bu duruma karşı hamleler yaparak sınır karakollarını belirlemeye çalışıyor. İşte bu bağlamda ABD’nin Kosova’daki Bondsteelüssü ve Washington’a sadık yerel bir ordu gücü büyük bir önem taşıyor. Çünkü lokalde işbirliği yapabileceği, eğitebileceği,donatabileceği ve gerekirse çatışmaya sokabileceği veya olası çatışmada destekleyebileceği bir gücü temsil ediyor.

Özetle söyleyecek olursak, Balkanlarda güç dengeleri atılan karşılıklı adımlarla yerlerini yeniden çiziyor / olanları sağlamlaştırıyor. Sırbistan, AB yolunda ilerlerken Rusya’nın doğal bir müttefiki olmaya devam ediyor. Kosova da AB yolunda ilerlerken ABD’nin doğal bir müttefiki olmaya devam ediyor. Arnavut – Sırp meselelerine stratejik açıdan yaklaşanlar, bu iki millettin savaşma gücünü ve kabiliyetini esas alarak değerlendirmelerde bulunuyor. Kosova, artık yerelde doğrudan kendi adına veya velayetten çatışabilecek bir güce dönüşerek stratejik hamlesini atmış oluyor.

Netice itibariyle kurulan üsler ve geliştirilen ordular iki şekilde kullanılabilir: Ya olası bir çatışma halinde aktif; ya da olası bir çatışmayı önlemek için caydırıcı bir güç olarak.

Bu denklemde Avrupa Birliği devre dışı kalmış durumda. Çünkü Avrupa kendi coğrafyasında bir çatışma istemediği gibi, birleşik bir Avrupa ordusu da bulunmuyor. Avrupa Ordusu için Fransa öncülüğünde söylemsel bazda bazı ilerlemeler olsa bile,özellikle İngiltere’nin Birlikten çıkışı AB için boşluklar yaratıyor.

rbistan’la ilişkiler ve Özel Mahkeme!

Kosova, Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması CEFTA’ya 2007 yılında üye oldu. Üye olduğu zaman henüz bağımsızlığını ilan etmemiş ve Birleşmiş Milletler Misyonu (UNMIK) tarafından temsil edilmişti. CEFTA ile ilişkiler resmiyette hep öyle devam etti. Kosova’nın temsil konusunda itirazları olmasına rağmen, bugüne kadar bir ülkeye karşı tedbir uygulaması söz konusu olmamıştı.

Kosova, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 7 Ocak 2011 tarihli Raporundan (Dick Marty Raporu) doğan yükümlülükleri yerine getirmek için 3 Ağustos 2015 tarihinde Kosova Anayasasında gerekli görülen değişiklikleri yaptı. Böylece Mahkeme sisteminde Özel Yetkili Odalar ve Özel Yetkili Savcılık Ofisinin kurulmasının önü açıldı. Daha sonra Kosova Cumhuriyeti ile Hollanda Krallığı arasında, Hollanda’da yerleşik Kosova Özel Mahkemesinin kurulmasına ilişkin anlaşma 26 Ocak 2016 tarihinde imzalandı; anlaşma 3 Şubat 2016’da Kosova Cumhurbaşkanı Atifete Jahjaga tarafından onaylandı ve yürürlüğe girdi. Aralık 2018’in ilk yarısında ilk ifadeye çağrılmalar başladı.

Kosova, Sırbistan ile 13 Nisan 2013 tarihinde imzaladığı anlaşmayı aynı yılın 22 Nisan tarihinde onayladı. Bu anlaşmaya istinaden Priştine ile Belgrad arasında müzakereler başladı. Bugün itibariyle teknik alanda bazı konularda ilerleme ve uygulama sağlanmasına rağmen, siyasi olarak durma noktasına geldi. 2019 yılının ilk çeyreğinde ‘tarihi bir anlaşmayla’ nihayete erdirilmesi bekleniyor.

 

2019 yılına girerken…

Kosova 2019 yılına girerken hem ekonomik, hem stratejik hem de Avrupa yol haritası açısından çeşitli zorlukların meydan okumalarıyla karşı karşıya gelecek. Hükümetin, Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını tanıyıncaya kadar %100’lük ek vergi uygulamalarının devam edeceğinde ve ilave tedbirlerin alınacağında ısrarcı olması durumunda, ülkenin birinci ticari ortağı olan Sırbistan’la ticaret sekteye uğrayacak ve bazı ürünler ya ikamesini bulacak veya başka pazarlardan tedarik edilecek ama her halükarda bunun maliyeti tüketici sepetine yansıyacak ve bu yansımanın sade vatandaşa etkileri 2019 yılının ilk çeyreğinden itibaren hissedilmeye başlanacak. AB’nin yol haritasındaki sekmelerin bir maliyeti Kosova’ya yansıyacak,vize serbestisi 2018 sonu veya 2019’da beklenirken AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn’ın verdiği ilk sinyale göre, 2020’ye kalabilecek. Stratejik bir hamle olarak kurulan ordunun maliyetinin önemli bir kısmı hibelerle karşılansa veya karşılanacağının beklentisi olsa bile ordunun ‘barış getirme’ veya ‘çatışmaya katılma’ taahhütleri Kosova’ya yansıyacak.

(Bu yazı ilk defa Üsküp merkezli Yeni Balkan Dergisinin Aralık sayısında yayınlanmıştır.)

LEAVE A REPLY