Sorgulamaktan Asla Vazgeçmeyen Bir Aydın: Želimir Žilnik (*)

0
941

Želimir Žilnik, Yugoslav sinemasının en özgün, en başarılı filmlerine imza atan, Siyah Dalga yönetmenlerinden biridir. Filmlerinde, Tito Yugoslavya’sının Sovyetler’e kıyasen nispeten daha özgür ortamında dile getirilmeyenleri, manipüle edilen konuları, devlet ideolojisinin gizlediği temaları ele alır. Žilnik sadece bir yönetmen değildir. Eleştirel bir aydın, bir teorisyendir aynı zamanda. İnsancıl Sosyalizm, Özgürlükçü Sosyalizm üzerine tartışmalar yapan, yaşanan Sosyalizm’in ne derece Sosyalizm olduğunu sorgulayan biridir. Bir röportajında “Yaşadığımız dönemde iktidar ideolojisi bir illüzyondan ibaretti. İdeoloji, toplumsal adaletsizliği gizleyen ve rasyonelleştiren bir işlev görüyordu” demektedir.

İlk Sorgulamalar

Babası Slobodan, İkinci Dünya Savaşı’nda Tito önderliğindeki Partizan ordusunun fedakar bir savaşçısıdır. Žilnik, 1942 yılında Sırbistan’ın güneyinde bulunan Niş kentinde Nazilere ait bir toplama kampında doğmuştur. Kısa süre sonra annesi kampta öldürülmüştür. Babası ise 1944 yılında Nazi ordularıyla iş birliği yapan Sırp Milliyetçi güçleri Çetnikler tarafından öldürülmüştür. Savaştan sonra Žilnik, annesinin ailesi ile Novi Sad’ta yaşamıştır.

Partizanların milliyetçi güçlere ve Nazi ordularına karşı yürüttüğü Halk Kurtuluş savaşı başarılı olunca, Sosyalist Yugoslavya’nın kurulma aşamasına gelinmiş, Sovyetlerle yakın ilişkiler kurulmuştur. Ancak 1948 yılında yaşanan ve literatüre Tito–Stalin çatışması olarak geçen görüş ayrılığından sonra Sovyetler, Yugoslavya’yı yalnızlaştırma politikası yürütmüş, Yugoslavya Kominform’dan ihraç edilmiştir.

Žilnik’in ilkokul yıllarına tekabül eden bu dönemde Yugoslavya, Sosyalizmde ayrı bir yol bulmaya çalışmıştır. Ancak savaş sürerken başlayan ve savaştan sonra en yüksek düzeye ulaşan Sovyetlerle iş birliği sayesinde Yugoslavya başta anayasası olmak üzere, eğitim müfredatını aynen benimsemiş ve Yugoslavya’ya uygulamaya başlamıştır. Yugoslavya’nın bu kafa bulanıklığını Žilnik bir röportajında çok güzel anlatıyor. “Her kitabın ilk sayfasında Stalin’le karşılaşırdık” der Žilnik ve devam eder “Ama sonra ne olduysa, durum değişti. Öğretmen bize, kitaplarınızı çıkartın ilk sayfayı açın ve yırtın derdi”. Žilnik ilkokuldan itibaren sorgulamaya başlamıştır. Niye kitaplarımızda Stalin resmi var, peki şimdi niye yırtıyoruz, neden Sovyet filmleri birden bire kesilip, Yugoslavya sinemalarına Hollywood filmleri doluştu, ideoloji nasıl işliyor gibi soruları hayatı boyunca sormaya devam etmiştir.

Yugoslavya’nın Sovyetlerle arasına mesafe koymasının doğru olduğunu çünkü Stalin’in Yugoslavya’yı da Macaristan, Romanya, Bulgaristan gibi Sovyetler tarafından yönetilen bir ülkeye dönüştürmek istediğini belirten Žilnik, ama bunun bir Sovyet tabusu yaratmaması gerektiğini belirtmektedir. Fransız Yeni Dalgası, Avrupa ve ABD filmlerini izleme şansı varken Sergey Eisenstein’ın muhteşem filmlerini, o neslin ancak 1960’lı yılların ortalarında izleme fırsatını yakaladığını belirtir ve “Neden” diye sorar.

Erken Dönem Eserler

Yaşadığı şehir olan Novi Sad’taki üniversitede Sosyoloji bölümü olmadığı için hukuk eğitimi görmeye karar veren Žilnik, devamlı sosyoloji okumaları da yapmıştır. Bazı filmlerinden dolayı yargılandığı sırada, hukuk eğitimi almış olmanın faydasını gördüğünü belirtir. Diğer yandan film merakını da hiç eksik etmemiştir. İlk kısa belgeseli Kışın, Köy Gençliği Üzerine Haberler’i (Žurnal O Omladini Na Selu Zimi, 1967) çeker. Gençlerin sosyal yaşantısına, umutsuzluklarına, içki içme ritüellerine, nesil çatışmasına değindiği bu belgeselden sonra eleştiri dozu daha yüksek Küçük Öncüler (Pioniri maleni, 1968) filmini çeker ve Novi Sad’ın etrafındaki köylerde sosyal anlamda ihmal edilmiş çocuklara uzanır. Çocukların hırsızlık yapmasına, kötü alışkanlıklarına, polisten kaçmalarına, yaşanan cinsel istismarlara, tecavüzlere bizi tanık eder. Bu film seyircisine “Aslında televizyonda gösterildiği şekilde her şey güzel değilmiş” dedirtir. 1968 yılında başka bir kısa belgesel daha çeker. Bu kez işsizlere uzanır ve uygulanmakta olan Yugoslavya Sosyalizmi’ni sorgular. İşsizler (Nezaposleni Ljudi, 1968) adlı belgeselinde işsizlerin umutsuzluğunu, batıya göç etmek istediklerini aktarır.

erken donem

İşsizler (Nezaposleni Ljudi)

Bu belgesellerden sonra Žilnik ilk uzun metraj kurmaca filmi Erken Dönem Eserler (Rani Radovi, 1969) isimli yapımı çeker. Berlin’de gösterimi gerçekleşen bu film, 19. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne layık görülür. Bu filmde, 1968 öğrenci protestolarından etkilenen dört gencin, bilinçlendirme, dünya devrimi gibi idealler uğruna koşarken karşılaştıkları uygulama zorluklarına eğilir. Bu dört gençten üçü erkek, Yugoslava adında olan dördüncü kişi ise kadın bir devrimcidir. Teoriden pratiğe geçmedeki zorlukları, fikirsel tahayyüllerin uygulamasında doğal hayatın çıkardığı zorlukları, insan olmanın doğasını, kıskançlığı, çekememezliği, çıkar ilişkilerini görselleştirir. Baskıcı bir aileden kaçan Yugoslava, idealleri uğruna yola çıkar. Bilgi, deneyim, paylaşma, özgürlük, feodalitenin yok edilmesi, cinselliğin tabu olmaktan çıkarılması gibi fikirlerle doludur. Ancak döngü tamamlandıktan sonra kendini yine aynı yerde bulur. Başaramamıştır, başarılamamıştır idealler. Daha da kötüsü, canından olur, üstelik devrimci arkadaşları tarafından öldürülür.

1971’de ise muhteşem bir kısa belgesele daha imza atar. Kara Film’de (Crni Film, 1971) Žilnik bu defa Novi Sad’taki evsizlere çevirir kamerasını. Sosyalist bir devletin sosyal devlet olma eksikliğini inceler. Žilnik evsizlerin durumunu dinler filmde. Röportaj tarzı bir çekimle evsizler kendi durumlarını anlatır. Birden kamera karşısında Žilnik’i görürüz. Žilnik çalıştığı yeri, aldığı maaşı ve bir dairesinin olduğunu anlatır. Žilnik evsizlerin yerine geçerek hiyerarşiyi kaldırır, eşitlik inşa eder. Belgesel konusuna dahil olan Žilnik, bütün evsizleri toplayıp kendi evine götürür. Žilnik’in eşi, çocuğuyla beraber yatmaktadır. Birden evi evsizler basar. Žilnik adeta bir açık oturum düzenlercesine bu sorunu nasıl çözeriz diye sorar. Belgesel bu soruna farklı tarafların yaklaşımları ile ilerler.

 

Sürgün Yılları

1972 yılında Özgürlük ya da Karikatürler (Sloboda i Strip) filmi üzerine çalışırken Yugoslavya, Žilnik’in filmlerine sansür getirir ve çalışmasına izin vermez. Bunun üzerine Žilnik Almanya’da sürgün hayatı yaşamaya başlar. Almanya’da kaldığı dönemde özellikle göçmenler üzerine çalışır. Kamerasını daha iyi bir hayat uğruna, evini terk eden Balkanlılara, Türklere çevirir. Almanya’da yaşadığı dönem boyunca yedi belgesel ve bir kurmaca film çeker. Bu filmlerde Almanya’ya çalışmaya gitmiş olan insanların yaşadığı zorlukları ve adaletsizlikleri inceler. Žilnik daha sonra Yargısız İnfaz (Öffentliche Hinrichtung, 1974) adlı belgeseli çeker. Gerçek televizyon kayıtları ile desteklenen belgeselde hukukçu ve siyasiler yorum yapar. Konu, Almanya polisinin hukuk dışı davranışları ve yetki aşımı yaparak bazı kişileri yargılamadan cezalandırdığına dairdir. Bunun üzerine Almanya Freiwilige Selbskontrolle adında “gönüllü özkontrol” anlamına gelen bir çeşit sansür uygulamaya başlar. Bunun üzerine Žilnik 1976 yılının ikinci yarısında Almanya’dan ayrılır.

 

 Yeniden Yugoslavya

1970’lerin sonuna doğru Žilnik tekrar Yugoslavya’ya döner ve Belgrad ile Novi Sad televizyonlarına program hazırlar. Ancak Yugoslavya değişmektedir. Tito 1980’de vefat etmiş ve Yugoslavya’yı oluşturan ülkelerde milliyetçilik hortlamıştır. 80’lerin ortasından itibaren Slobodan Milošević yükselmeye başlamıştır. Žilnik bir röportajında Yugoslavya üzerine düşüncelerini aktarırken şuna dikkat çeker: Yugoslavya’da cumhuriyet olmayan, sadece özerk bölgeyle sınırlandırılan Kosova var. Çoğunluğu Arnavut olan bu bölgede Yugoslavya’nın asıl unsurları olan Karadağlı, Sloven ve Makedonlar kalabalık olarak bulunmaktadır. Ancak Yugoslavya bayrağı altında 1834’te Slovak asıllı Samuel Tomášik  tarafından yazılmış bir marşı (Yugoslavya Milli Marşı) okumak zorundadırlar. “Slav birliğine adanmış bu marşı Yugoslavya’da yaşayan Arnavutlar veya diğer azınlıklar niye okumak zorunda kalsın?” diye sorar.

Etnik milliyetçiliğin arttığı bu dönemde Žilnik Belgrad Televizyonu için Brooklyn-Gusinje (Bruklin – Gusinje, 1988) filmini hazırlar. Arnavutluk sınırına yakın bölgelerde yaşayan bir Sırp kızı ile Arnavut erkeğinin temaslarını anlatır. Ortak değerlere vurgu yapılır, birlikte yaşam alanlarına, ABD’ye göç etme hayallerine değinilir. Lakin rüya gerçekleşmez, kız Gusinje’de kalır, Arnavut kardeşler ABD’ye gider. “Hepimiz aynıyız ve birbirimize bağımlıyız” fikriyle yola çıkan Žilnik şunları ifade eder: “Film televizyonda gösterildi. Tepkileri çok merak ediyordum. Çünkü kritik bir dönemde, hepimiz aynıyız, birbirimize muhtacız demek istiyordum. Beni en çok sevindiren seyircilerden olumsuz bir tepki almamam oldu. Bu da gösterdi ki ortak yaşama konusunda bir altyapımız mevcut, yeter ki gerilim yaratmayalım, ortak değerleri ortaya çıkaralım. Ama siyasi elitler başka yönde ilerlemeyi seçmişti. Sonrasını biliyorsunuz” demektedir.

yeniden yugoslavya

Tito’nun Sırbistan’da İkinci Kez Zuhuru (Tito Po Drugi Put Među Srbima)

Post Yugoslav Dönem

Bosna’da savaşın şiddetli bir şekilde sürdüğü, Milošević’in Sırp halkının çoğunun desteğini aldığı ve milliyetçi fikirlerin en üst düzeye çıktığı bir dönemde (1994) Žilnik, Yugoslav lider Josip Broz Tito’ya benzeyen bir aktöre Tito kıyafetleri giydirir ve sokağa çıkar. Senaryo yoktur. Kamera olacakları takip eder. Bir süre sonra “sahte” Tito etrafında insanlar toplanır. Bunun bir oyun olduğunu anlarlar ama oyuna dahil olurlar ve Tito ile münakaşa ederler. Genel algıya göre Tito’nun her yaptığı yanlıştır. Bütün bu olanlardan Tito sorumludur. Tito’nun Sırbistan’da İkinci Kez Zuhuru (Tito Po Drugi Put Među Srbima, 1994) adlı bu belgesel post-Yugoslav sinemasının ilk geçmişle yüzleşme filmlerinden birisidir. İyisiyle kötüsüyle eski dönemle yüzleşilmelidir. Žilnik, Sırp halkına buradan bir pencere açar.

Tartışmalı bir konu olmaktan ziyade bir tabu olan eşcinsellik konusuna 1995 yılında eğilir Žilnik. Taş Gibi (Marble Ass, 1995) filmiyle itilmişlere, dışlananlara bakar. 2000 yılında Avrupa Kalesi (Tvrđava Evropa, 2000) ile Avrupa’nın göçmen politikalarına, vize rejimine atıfta bulunur. Adaletsizliği doku drama türüyle görselleştirir. Daha sonra 90’lı yıllar boyunca Yugoslavya topraklarından Batı ülkelerine kaçmış, orada iş bulmuş, aile kurmuş insanların sınır dışı edilmelerine odaklanır. Kenedi Üçlemesi (Kenedi Eve Dönüyor / Kenedi se Vraća Kući, 2003; Kayıp Kenedi Bulundu / Gde Je Dve Godine Bio Kenedi, 2005; Kenedi Evleniyor / Kenedi Se Ženi, 2007), Kosova’nın Mitroviça kentinden kaçan Rom asıllı iki arkadaşın etrafında döner. Denis ve Kenedi Avrupa’da hayat kurmuş ancak daha sonra sınır dışı edilmişlerdir. Kendilerini Belgrad’daki havalimanında bulurlar. Kenedi’nin ailesinin Mitroviça’da evi vardır, ancak savaş yüzünden durum değiştiği için o eve gidememektedir. Kenedi daha sonra kaçak yollarla tekrar Avrupa’ya kaçmak ister. Sınır polisi tarafından yakalanır, gözaltında tutulur. Buradan da kaçmayı başaran Kenedi iki yıl daha Avrupa’da yaşar. Ancak tekrar sınır dışı edilir. Film ekibi bu sürece tanıklık eder. En sonunda Novi Sad’da ev yapmaya karar verir. Evi aldığı borçla yapar. Ancak borcunu kısıtlı geliri ile ödeyemez. İlk başta ihtiyar ve dul kadınlarla para karşılığında cinsel ilişkiye girmeye başlar. Daha sonra zengin erkeklerle ilişki yaşama yoluna gider. Zamanla AB’nin eşcinsel hakları hakkında bilgi sahibi olur. Ve yine Avrupa’ya gidebilmek için bir yol aramaya başlar. Novi Sad’ta düzenlenen EXIT Müzik Festivali’nde Münihli bir eşcinsel olan Max’la tanışır. Žilnik toplumdan dışlananları, kaybedenleri ekrana yansıtmaya devam eder.

kenedi

Kayıp Kenedi Bulundu / Gde Je Dve Godine Bio Kenedi

Žilnik’in son filmi Bildiğiniz Kapitalizm (Stara Škola Kapitalizma, 2009) neoliberal politikaların Post-Komünist ülkelerde sebep olduğu sosyal adaletsizliği işlemektedir. Yerli işbirlikçiler ile yabancı sermayeye peşkeş çekilen fabrikaları, işlevsiz hale getirilen atölyeleri ve ödeneksiz kalan işçileri konu edinir. Neoliberal politikalar sonucu fakirleşen toplumların karşı karşıya kaldığı durumlara değinirken, anarşist bir grup gencin işçilere yardım etme çabalarını ve en sonunda ajanlıkla suçlanmalarına tanık eder bizleri. Kapitalizmle mücadele evrelerini, naif işçi söylemleri ile umutsuzluğu, haksızlığı ve haksızlığın doğallaştırılmasını görselleştirir. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Belgrad ziyaretini senaryoya dahil eden Žilnik, yabancı yatırımcıların Sırbistan’a geleceği haberlerini filmine katar.

Bu filmde aslında Žilnik 1986 yılında çektiği Günaydın Belgrad (Beograde Dobro Jutro) filminde yapılan öngörüleri sunar. Filmde yeni dünya düzenini öngörmeye çalışan bir aydının sarf ettiği sözler anlamlıdır. “Ekonomik adaletsizlik yükselecek, şehirler değişecek yeni dünya düzeninde kısıtlanmış, betona bürünmüş şehirlerde yaşayacağız. […] Bundan sonra daha çok sayıda ve daha fazla savaş göreceğiz. Yani Üçüncü Dünya Savaşı olmayacak, ama süresiz, hiç kesilmeyen savaşlar ve iç çatışmalara tanık olacağız”.

capitalism

Bildiğiniz Kapitalizm (Stara Škola Kapitalizma)

Son Söz

Babası Çetnikler tarafından öldürülmüş bir partizan olan Žilnik, eğer isteseydi Tito Yugoslavya’sı döneminde önemli mevkilere gelebilirdi. Ama o ideal olduğunu öne süren bir sistemi sorguladı, eleştirdi, yanlışlarını gösterdi. Sürgün yıllarında Almanya’yı eleştirmekten geri kalmadı ve Almanya’da da sansüre uğradı. Milošević’in milliyetçiliği körüklediği yıllarda, ona karşı çıktı, Post-Yugoslav dönemde ekonomik haksızlıklara, neoliberal politikalara karşı çıktı, yeni dünya düzenini öngörmeye çalıştı ve eleştirilerini esirgemedi.

 

Yugoslavya’da ve uluslararası festivallerde çok sayıda ödül alan Žilnik, şu anda çeşitli festivallerde, sempozyumlarda, konferanslarda bildiri sunmakta ve dünyanın çeşitli üniversitelerinde ders vermektedir.

Bu makale 27’inci Ankara Uluslararası Film Festivali tanıtımı çerçevesinde artfulliving.com.tr sitesinde yayınlanmıştır.

http://www.artfulliving.com.tr/kultur-ve-yasam/sorgulamaktan-asla-vazgecmeyen-bir-aydin-elimir-ilnik-i-5882

 

 

LEAVE A REPLY