10. Yılında Kosova Mülahazaları

0
95

 

Kosova 19 yıl boyunca kendi tercihlerini, başkalarının direktifleri doğrultusunda yaptı. Bu durum Kosova’ya bir kolaycılığı da öğretip kendi sorunlarına başkalaşmaya ve onları ötekileştirmeye neden oldu….  Kosova’nın kafa bulanıklığından kurtulup kendi vizyonunu acil bir şekilde çizmesi lazım. Devlet olmanın ciddiyetini ve sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi ve bunu taşıması lazım. Yapacağı hataların bedellerinin ne kadar ağır olacağı konusundaki dersleri yabancı diplomatlardan değil, bizzat kendinden bulması lazım.

Esin MUZBEG

Kosova bağımsızlığının 10. Yıldönümü sönük geçti. Etkinliklerin olması ya da olmamasıyla alakalı değildi bu sönüklük. Kosova halkı kutlamalara katılacak enerjiyi kendinde bulamadı. Sönük olan daha çok geleceğe ilişkin umutlardı. Halbuki bağımsızlığını kazanan bir ülkenin, uluslararası toplumun da desteğini alarak elde edeceği sinerji ile çok kısa zamanda kalkınması beklenirdi. Peki Kosova’da bu neden gerçekleşmedi?

Burada sıralayabileceğimiz birçok sebebi vardır mutlaka. Mesela bugünlerde dillendirilmeye başlanan yanlış özelleştirme stratejileri sebeplerden biri olabilir. Ama bence bu konuda tartışmaya değer esas konu ve sorulması gereken esas soru özelleştirme stratejilerinin yanlış kurulup kurulmadığı değil; kimin tarafından, neden böyle kurulduğudur.

Kosova’nın bağımsızlığından bu yana 10 yıl, Sırbistan’dan kopuşundan ise 19 yıl geçti. Ülkenin hala doğru dürüst bir ithalat rejimi yok. Ufak tefek de olsa, kendi üretimini koruyacak etkili bir mekanizmaya sahip değil. Bu da kalkınmanın önündeki engellerden birini teşkil edebilir. Burada da tartışılması gereken esas konu ülkenin gereklerine göre neden bir ithalat rejiminin planlanmadığı ve yerli üretimi destekleyecek mekanizmaların neden halen etkin bir şekilde çalıştırılamadığı değil, kimlerin tavsiyesi veya bizzat uygulamasıyla ve hangi liberal söylemler uğruna bundan vazgeçildiğidir.

Kosova, kendi bayrağında yer alan ve adeta toprak bütünlüğüne vurgu yapan ülke haritasının bir kısmında egemenlik haklarını doğru dürüst kullanamıyor.  Mitroviça’nın kuzeyine, herkes değil, devletin otoritesi bile çoğu zaman giremiyor. Bu konuda da sorulması gereken soru, oraya neden girilemediği değil; bütün Kosova’ya girilmişken neden orada bir gri bölgenin oluşturulmasına izin verildiğidir.

Düşüne düşüne Kosova’nın ekonomik olarak kalkınmasına, toplumsal olarak gelişmesine engel yüzlerce ufak tefek sebep sıralayabiliriz. Doğru sorular sorup, çözüm önerileri de üretebiliriz. Ama bunların hiçbiri işe yaramayacaktır. Çünkü zaten 19 yıldan beri bu yapılıyor. Kosova adeta bir köle tüccarının elinde, kime yâr edileceğine ilişkin bir pazarlığın ortasında, bu pazarlığa mal olmuş bir hatun gibi duruyor. Kosova’nın kalkınması demek, bu pazarlığı bozup, kimde gönlü varsa özgürce ve kendi iradesiyle o yolu alması demektir. Ama maalesef bu pazarlığı bozabilecek güce sahip olmadığı gibi bu iradenin sesini duyabilecek kulakları da sağır.

***

Yugoslavya suni bir ittifaktı. İsmi de, birleştirdiği ‘ulus ile halkların, kardeşlik ve birliği’ kadar suniydi ve ideolojikti. Ama bugünkü Amerika da öyle değil mi? Ülkeyi ayakta tutan sadece bir Amerikancılık ideolojisi değil mi? Demir perdenin aralanan tek ülkesi Yugoslavya idi. Adı sosyalist olmasına rağmen, demir perdeden uzak, 68 kuşağının özgürlük tadını çıkaran ve uluslararası siyasette bağlantısızların başını çekecek kadar etkili olan bir ülkeydi.  Sanatta ve sinemada ruhu besleyen eserler üretiyordu.

Ne olduysa 80’lerde oldu. Zaferini ilan eden liberalizm her ülkeyi kabak çiçeği gibi açıp küresel sermaye, serbest ekonomi ve liberal Pazar kurallarına göre şekillendirecek; yükselen milliyetçilik ve muhafazakârlık doğu ülkelerini silip süpürecekti. Yugoslavya’yı oluşturan ülkeler ve milletler zorba bir güçle bir araya gelmemişti. Dolayısıyla aynı kolaylıkla ayrılabilirdi. Ama yükselen milliyetçilik ve muhafazakârlık buna müsaade etmedi. Kosova 1987’de Avrupa Birliği’ne bugünkünden daha yakındı. Ama yükselen milliyetçilikle desteklenen yanlış bir yönetim, sadece ülkenin yok olmasının sorumluluğunu değil, bu topraklarda işlenen ve yaklaşık 300 bin kişinin ölümüne neden olan suçların da vebalini taşır. Üstelik bu suçlar sadece Sırbistan’da yükselen Miloşeviç rejimine ait değildir; Yugoslavya içinde onun gelişmesine göz yuman, el altından destekleyen ve kendi bağımsızlığını elde edebilmek için Bosna’yı ve Kosova’yı aslanın ağzına atan diğer Cumhuriyetlere de, bu konjonktürde kendine yakın gördüklerini çekmek için destekleyen, iş çığırından çıkınca da adeta kamyon farı görüp donan tavşan gibi eylemsizleşen uluslararası topluma da aittir. Sırp halkı, 24 Eylül 1987’de Sırbistan Komünistler Birliği Merkez Komitesinin 8. Oturumunda iktidarın iplerini eline alan Miloşeviç’ten, NATO tepesine üşüştükten ve Kosova’yı kaybettikten sonra 24 Eylül 2000’de düzenlenen seçimler sonrası kurtulabildi.

***

Yanlış tercihle geçen 13 yıl, ekonomik açıdan bertaraf edilmiş bir sanayi ve kaybedilmiş pazarlar, siyasi açıdan onarılması güç sorunlar, insani açıdan ise kapanmayan yaralar bıraktı. Yanlış seçimler, yanlış yönetimleri iktidara taşımıştı ve yanlış yönetimler milyonlarca insanın hayatını olumsuz etkilemişti. Bugün Kosova, Avrupa Birliği’nin içinde değilse, bugün Kosova’ya vize serbestliği verilmiyorsa, bugün Kosova ekonomik olarak kalkınamıyorsa yaptığı yanlış seçimlerin sonucudur. Kosova 19 yıldır kimin tarafından yönetildiğini bilmiyor.  İktidar koltuklarını işgal eden Kosovalı siyasiler kâh köle tüccarının, kâh potansiyel sahibinin yüzüne bakarak kaderine teslim olmuş durumda.

İşte tam da bu yüzden Kosova’nın ekonomik olarak kalkınmasına ve siyasi bir perspektif çizmesine engel olan sebepleri sıralamak ve çözüm önerileri sunmak anlamsızlaşıyor. Kosova bu 19 yıl boyunca kendi tercihlerini, başkalarının direktifleri doğrultusunda yaptı. Bu durum Kosova’ya bir kolaycılığı da öğretip kendi sorunlarına başkalaşmaya ve onları ötekileştirmeye neden oldu. Bu yüzden bir sorunu algılama açısından örnek vermek gerekirse, bugünkü vize sorunu Avrupa Birliği’nin sorunu haline geldi. Çünkü vize serbestisini onlar vermiyorlar!?

***

1980’lerde ivme kazanan liberal düzen 1990’lara gelindiğinde zaferini ilan etti. Almanya birleşirken, Sovyetler Birliği dağılıyordu. Batı birdi ve bu düzenin başını çeken tek bir ülke vardı: Amerika Birleşik Devletleri. Bugün öyle değil ve konjonktür kâh hızlı, kâh yavaş değişiyor; ama mutlaka değişiyor. Artık Batı da bir değil, onun yanındaki veya karşısındaki güçler de…

Kosova, Sırbistan’dan koparken de, bağımsızlığını ilan ederken de bu büyük Batı gücünü arkasında hissetti. Ama artık hızlı bir şekilde Kosova’nın kendi kendini yönetme becerisini elde etmesi; batılı dost ülkelerin ise zarftan Cumhurbaşkanı önermek yerine, Kosova’yı çözüm üretmeye telkin etmesi lazım.

***

Kosova, bağımsızlığının 10. Yılında kayda değer bir ilerleme kaydedemediği gibi önü açık bir perspektif de ortaya koyamadı. Yüzlerce sebebi olan bu durumu analiz edip çözüm önerileri üretmektense bakış açısını değiştirmek daha mantıklı olacak. Kosova’nın kafa bulanıklığından kurtulup kendi vizyonunu acil bir şekilde çizmesi lazım. Devlet olmanın ciddiyetini ve sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi ve bunu taşıması lazım. Yapacağı hataların bedellerinin ne kadar ağır olacağı konusundaki dersleri yabancı diplomatlardan değil, bizzat kendinden bulması lazım.  Kosova ile Sırbistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesi ve kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlanması hedeflenen diyalog müzakerelerinde, Avrupa Birliği’nin kolaylaştırıcı rol üstlendiği Brüksel masasına Amerika Birleşik Devletlerini davet etmenin, masaya Rusya’yı da dahil etme anlamına geleceğini anlaması lazım. Eğer bunları anlamayacak düzeyde bir siyasi elit var ise, o zaman tercihler yanlış yapılmış demektir. Geçmişteki Miloşeviç tercihi bu topraklara nasıl 30 yıl kaybettirdiyse, başka yanlış tercihler de gelecekteki 30 yılı kaybettirebilir. Ben doğru tercihim diyen her yeni siyasi hareket, en evvela devlet olmanın ciddiyetini ve sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi ve bunu taşıması lazım. Bugüne kadar maalesef bu olgunlukta bir siyasi hareket çıkmadı.

(Bu analiz ilk defa Yeni Balkan Dergisi Şubat 2018 sayısında yayınlanmıştır.) 

Son Yazılar Paradigma (Tüm yazılar)

LEAVE A REPLY